MİNİMALİZM ÜZERİNE


Sürekli televizyonda, sokak panolarında, sağda, solda dönüp duran reklamlar bizi devamlı tüketmeye itiyor. Hep her şeyin en iyisini ve en yenisini istiyoruz. İşe yarayan bir ürünün daha üst modelini alıyoruz; çünkü onun özellikleri daha fazla ve farklı, çünkü o daha çok tercih ediliyor ve herkeste var. Ancak bizim elimizdeki bir alt modeli, işimizi görüyor muydu?

İşte kendimize esas sormamız gereken soru bu. Elimizdeki ürün bir kıyafet de olabilir, bir elektronik eşya da... Veya sıradan, elimizin altında bulunan bir gereç olabilir. Düşünmemiz gereken şey; bu ürün bizim işimize yarıyor mu ve bize yeterli mi? Kullanılabilecek kadar temiz ve yeni gibi mi? Eğer tüm bu sorulara 'evet' yanıtını verebiliyorsak bir üst modeline ihtiyacımız yok demektir.

Buna rağmen üst modelini almamızın kendimize göre nedenleri olabilir ama iyice düşündüğümüzde, bu nedenlerin aslında kendi kendimizi ikna etme çabamız olduğunu anlayabiliriz. İşte biz bu kararı vermeden ve kendimizi ikna etme çabasına girişmeden önce, aslında reklamlar tarafından çoktan ikna edilmiş oluyoruz. Bilinçaltımıza reklamlar yoluyla giren fikri çok mantıklı buluyoruz.

Daha az tüketmek, ihtiyaç dahilinde olmayan ürünleri satın almamak, eldekinin kıymetini bilmek, eskimişse onarıp tekrar kullanmak, dağınıklıklardan hem çevremizi hem de zihnimizi uzak tutmak minimalizm olarak adlandırılıyor. Minimalizm, sade bir yaşamı ifade ediyor. Lüks ve çeşit sever insanların benimseyemeyeceği bir kavram olmasıyla birlikte günümüzde oldukça popüler.

Bu kavramın evrensel çapta yaygınlaşması, adını duyurması ve popüler olması büyük bir başarı. Hele ki günümüz dünyasında tüketim fazlasıyla artmışken, üretim ise sadece fabrikasyon olmuşken... Ancak minimalizm, sadece hevesle ve sırf popülerliği sayesindeki merakla uygulanacak bir kavram değil. Bu bir yaşam tarzı. Minimalizmi gerçekten benimsemiş kişiler genelde karar verip "ben minimalistim" diye kendilerini isimlendirmezler. Zaten öyledirler, zamanla başkaları tarafından ya da bir farkındalık noktasıyla kendileri tarafından bu şekilde tanımlanırlar.

Tatiana adlı kişinin Pexels 'daki fotoğrafı

PEKİ, KISACA NEDİR BU MİNİMALİZM?

Minimalizm yani sadelik, 'az çoktur' felsefesinin hayata yansımasıdır. Gereksiz tüketimi reddeden bir kavramdır. Minimalist yaşam tarzına göre, ihtiyaç dahilinde olmayan her şey fazlalıktır ve fazlalıklardan kurtulmak gerekir. Minimalistlere göre her şeyin görünümü daha sade olmalıdır. Ancak bu kadar da değil. Minimalizm hayatın her alanında sadeleşmeyi ve fazlalıklardan uzaklaşmayı benimsemek olarak algılanmalıdır. 

Sade dekorasyonlar, az eşyayla yaşam, ihtiyaç dahilindeki kıyafetler ve aksesuarlar, aşırıya kaçmayan uyaranlar ve davranışlar minimalizm kavramını ifade edebilir. Hatta sadece sevdiğimiz insanlarla bir arada olmak da sadeleşmeyi yansıtabilir.

BEN MİNİMALİST MİYİM?

Özel olarak minimalizmin bana hissettirdiklerinden ve yaşamımdaki yerinden bahsetmek istiyorum. 2-3 senedir minimalizmle ilgiliyim ancak A'dan Z'ye bir minimalist gibi yaşadığım söylenemez. Hâlâ tüketimde yaptığım hatalar oluyor ya da en azından eski alışkanlıklarımı düzene koyamadığım oluyor. Yine de normal bir yaşam süren, tüketen insanlara göre daha 'minimalist' bir duruş sergilediğimi söyleyebilirim.

Minimalizm felsefesini yalayıp yutmuş, hayatının her alanında minimalist yaşam tarzını benimsemiş minimalistler gibi yaşamıyorum ancak hedefim onlara yakın bir duruş sergileyebilmek. Çünkü bunu seviyorum. Sadelik benim için gerçekten çok önemli. Ne fazla alışveriş yapmayı, ihtiyacım olmayan şeyleri satın almayı seviyorum ne de fazla uyaran seviyorum. Çevremde ne kadar az uyaran olursa o kadar iyi benim için. Hep bir ağızdan konuşan insanlar ya da aynı anda çıkan sesler, göz yoran çok fazla aksesuar, karışık yoğun işler gerilmeme sebep oluyor. 

Üzerimde çok fazla aksesuar, takı gibi eşyalar kullanmam. Sadece bir kol saatiyle -ki bazen de onsuz- dolaşırım. Küpelerim, bilekliklerim bir yerde duruyor ama alıp takmak aklıma bile gelmiyor. Takı konusu bana çoğunlukla fazlalık gibi geliyor. İhtiyaç hissettirmiyorlar, giysiler gibi üzerimizde bulunmaları gerekmiyor. Evdeki ıvır zıvır süs eşyalarını da eskiden olduğundan daha az seviyorum. Çok sade, uyumlu ve anlamlı olmaları gerekiyor. 

Daria Shevtsova adlı kişinin Pexels 'daki fotoğrafı
İşin alışveriş kısmında da abartmayı sevmiyorum. Eğer gerçekten bir ürüne ihtiyacım varsa ve bununla orantılı olarak nakit param varsa o ürünü satın alırım. Almadan önce "buna gerçekten şu an ihtiyacım var mı" diye sorarım. O ürünün alternatifini zaten kullanıyorsam genellikle onu almam. Örneğin cep telefonumun daha fazla özelliklere sahip üst sürümlerini satın almam. Elimdeki telefon güncel bir şekilde tüm fonksiyonlarıyla işimi görüyorsa bozulana kadar onu kullanırım. Hiçbir reklam beni bu bağlamda etkileyemiyor. 

Hatta bazen izlediğim reklam filminin hangi ürüne ait olduğunu bile unutuyorum, bazen hangi ürünün reklamı olduğuna bakmıyorum bile. Dizi izler gibi izliyorum reklamları. Ancak yine de bu reklamların bilinçaltımıza işlediğinin de farkındayım. Bunu hiçbir zaman aklımızdan çıkarmamamız gerekiyor. Çünkü ne kadar dikkat etsek ve alışveriş yapmayı sevmesek de ihtiyacımız olmayan şeyleri bir sebepten satın aldığımız da oluyor.

Alışverişte başka bir arkadaşıma eşlik ediyorsam illa kendime de bir şeyler satın almam. Genelde insanlarda gördüğüm bir şey bu; kendi alışverişleri için dışarı çıkmamış olsalar bile, sırf bir başkasının alışverişine yardım ediyorlarken bile ihtiyaçları olmayan şeyleri görüp satın alabiliyorlar. Benimse bir şeyi satın almak için önce ona ihtiyacımın olması, sonra da onu almaya karar vererek dışarı çıkmış olmam gerekiyor. 

CİMRİLER MİNİMALİST Mİ YANİ?

Her alışveriş yapmayı sevmeyenin de minimalist olduğunu söyleyemeyiz. Tutumluluk, cimrilik, yoksulluk gibi nedenler alışveriş alışkanlıklarını belirleyebiliyor. Kişinin daha sade yaşamı tercih ettiği için mi bu şekilde davranıp davranmadığını elbette bilemeyiz. Başkaları hakkında yorumda bulunmak çok da doğru değil ama kendimizin ne sebeple bu şekilde davrandığını veya bunun sürekli olup olmadığını biliyoruz. Yoksul biri, eline para geçtiğinde belki çok fazla savurgan olabilir. Tutumlu biri de biriktirdiği paradan çok daha fazlasını elde ettiğinde gereksiz alışverişe yönelebilir. Cimri biri de alışveriş konusunda, ilk bakışta minimalist gibi görünse de başka konularda kendini ele verebilir ve aslında minimalizm hakkında pek fazla bir şey bilmediğini, ilgilenmediğini gözler önüne serebilir. 

BELİRLEYİCİ OLAN İŞARETLER

Hayatımdaki minimal duruşu; bir arkadaşıma alışveriş konusunda yardımcı olabiliyorken kendime bir şeyler satın almadığımı ve buna heveslenmediğimi gördüğümde fark etmeye başladım. Kimse rica etmese alışveriş yapmayı sevmiyordum bile diyebilirim. Alışveriş bazı insanlar için rahatlatıcıdır ama benim için yorucu bir zaman dilimi olabiliyor. 

Yıllar geçtikçe 8-10 sene önce aldığım gömlekleri, tişörtleri hala giydiğimi fark ettim. Arada giyim tarzımın değiştiği, "ya ben bunu nasıl giymişim şimdi asla giymem" dediğim durumlar elbette oldu. Bunun gibi durumlar dışında eskiden aldığım gömlekleri hala giyiyorum. Çünkü benim için kullanışlılar. Eskiden alınmış olmasına rağmen eski ve yıpranmış değiller. O zaman neden onu atıp yenisini alayım ki?

Bir mekandaki minimal olmayan dekorasyon da beni fazlasıyla yoruyor. Sade aksesuarlar ve renkler beni daha iyi hissettiriyor, yorgunluğumu alıyor. Aslında çok fazla titiz ve düzenli bir insan değilim. Hatta vakit darlığında dağınık olduğum da inkar edemediğim bir durum. Ancak yine de dağınık bir görüntü kirliliğinden rahatsızlık duyuyorum ve vaktim olduğunda düzeltiyorum.

Julian Paolo Dayag adlı kişinin Pexels 'daki fotoğrafı
Dediğim gibi; birkaç yıl önce minimalizm üzerine kitaplar yazıldığını, bu konunun popüler bir hal almaya başladığını gördüm. Öncesinde çok sevdiğim bu yaşam tarzı günümüzde daha fazla insan tarafından sevilmeye başlanmıştı. Ya da ben, bazı konularda bana benzeyen insanlar olduğunu fark etmeye başladım. 

Yine de her zaman olmasa da bazen ben de bir sebepten ihtiyacım olmayan şeyler satın alabiliyorum. Telefonumun galerisi hala karman çorman ve bunu şu an bir türlü çözemiyorum. Vaktimi verimli bir şekilde kullanma konusunda da sıkıntılar yaşıyorum. Anıları olan eşyalardan vazgeçme konusunda kendimi yeni yeni zorlamaya başladım. Onları saklamanın alternatif yollarını deniyorum ve anısı olduğunu düşündüğüm her eşyaya "acaba gerçekten bana bir şeyler ifade eden bir anlam taşıyor mu" diye soruyorum. Tüm bu konularda tam anlamıyla sadeleşmiş biriyim diyemem. Popüler olduğu için, sağdan soldan duyup merak ettiğim için başlamadım. Kendiliğinden gelişiyor. Sadeliği seviyorum ve sade bir yaşam tarzı beni mutlu ediyor. Önemli olan da bu. 

Ülkemizde minimalizmin yaygınlaşarak duyulmasını sağlayan gerçek bir minimalist var. Benim de instagram hesabını takip ettiğim Hale Acun Aydın, Twitter'da @turkisiminimalizm kullanıcı adıyla minimalizme dair bilgilendirmeler yapıyor. Aynı zamanda https://www.turkisiminimalizm.com/ isimli bir de blog sahibi. Bu felsefeye, yaşam tarzına gönülden bağlı oluşu çok hoşuma gidiyor. Benim gibi minimalizmle ilgilenenler kendisini takip edebilirler. 

Yorumlar

Popüler Yayınlar